Son yıllarda Türkiye’de üniversitelerin uluslararası akademik derecelendirme sistemlerine —özellikle Times Higher Education, QS ve benzeri sıralamalara— yönelik artan ilgisi, yükseköğretim alanında başarı kavrayışının giderek daralan bir ölçütler setine hapsedildiğini göstermektedir. Akademik kurumlar, bu sıralamalarda üst basamaklara tırmanmayı kurumsal prestijin temel göstergesi olarak sunmakta; nicel olarak ölçülebilir veriler, üniversitenin “kalitesinin” neredeyse tek belirleyeni hâline gelmektedir. Öğretim üyesi sayıları, öğrenci oranları, yayın…







