Category

Memlekete Dair

Görünür Başarı, Görünmez Emek: Akademik Derecelendirmelerin Kör Noktaları Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme

Son yıllarda Türkiye’de üniversitelerin uluslararası akademik derecelendirme sistemlerine —özellikle Times Higher Education, QS ve benzeri sıralamalara— yönelik artan ilgisi, yükseköğretim alanında başarı kavrayışının giderek daralan bir ölçütler setine hapsedildiğini göstermektedir. Akademik kurumlar, bu sıralamalarda üst basamaklara tırmanmayı kurumsal prestijin temel göstergesi olarak sunmakta; nicel olarak ölçülebilir veriler, üniversitenin “kalitesinin” neredeyse tek belirleyeni hâline gelmektedir. Öğretim üyesi sayıları, öğrenci oranları, yayın…

Teşvik Edilmeyen Akademisyen: Türkiye’de Akademik Emeğin Puanlanması Üzerine

Akademik teşvik sisteminin ilan edilen temel amacı, akademisyenlerin bilimsel üretimini görünür kılmak, nitelikli araştırmayı desteklemek ve akademik emeği maddi ve sembolik olarak ödüllendirmektir. Türkiye’de yürürlükte olan akademik teşvik uygulaması da, bu niyetle, belirli faaliyet alanlarında en az otuz puan toplayan akademisyenlere unvan ve alan bazlı ek ödeme imkânı tanımaktadır. Ne var ki teşvik sisteminin kağıt üzerindeki bu iddialı amacı ile…

Aydın Olmamak: Türkiye’de “Millî ve Yerli” Söylemin Entelektüeli

Aydın (entelektüel)[1], modern toplumlarda yalnızca bilgi üreten bir figür değil; bilgiyi iktidar, adalet ve kamusal sorumluluk ekseninde konumlandıran etik bir özne olarak düşünülmelidir. Edward Said’in Entelektüel adlı çalışmasında ısrarla vurguladığı üzere, entelektüelin kurucu vasfı konfor değil bedel; aidiyet değil eleştirel mesafe; uyum değil itirazdır. Bu nedenle aydın olmak, güvenli bir statüye yerleşmekten ziyade, çoğu zaman yalnızlıkla, dışlanmayla ve yanlış anlaşılmayla…

Anlamak Yasaktır: Irksallaştırılmış Suç Söylemi, Politik Suistimal ve Post-Truth Çağında Türkiye Sosyal Medyası Üzerine Bir Analiz

Son yıllarda Türkiye’de meydana gelen kriminal olayların sosyal medyada ele alınış biçimi, yalnızca hukuksal veya ahlaki bir tartışmanın değil, aynı zamanda kültürel ve politik bir savaş alanının göstergesidir. Her yeni suç vakası —faili veya mağduru belirli etnik ya da göçmen kimliklerden biri olduğunda— hızla ırksallaştırılmış bir anlatıya dönüşmektedir. Bu dönüşüm, post-truth çağının en belirgin özelliğiyle, yani algının gerçekliğin yerine geçmesiyle…