|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
TR Dizin, Türkiye’deki akademik yayıncılık ekosisteminin önemli bir bileşeni olmanın ötesinde, zaman içerisinde doçentlik ve akademik yükselme süreçlerinin merkezî belirleyicilerinden biri hâline getirilmiştir. Ancak tam da bu merkezî konum, üzerinde yeterince düşünülmesi gereken yapısal bir çelişkiyi beraberinde getirmektedir: Bilimsel niteliği ve akademik görünürlüğü artırması beklenen bir indeksleme sistemi, uygulamadaki denetim ve değerlendirme mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle zaman zaman akademik adaletsizliğin yeniden üretildiği bir alana dönüşebilmektedir.
Sorun, TR Dizin’in varlığı ya da ulusal indekslerin gerekliliği değildir. Asıl sorun, böylesine belirleyici bir sistemin etrafında şekillenen yayıncılık pratiklerinin şeffaflık, eşitlik, öngörülebilirlik ve akademik liyakat ilkelerini ne ölçüde karşılayabildiğidir.
Bugün akademik çevrelerde giderek daha fazla dile getirilen meselelerden biri, hakemlik süreçlerinin standartlardan uzak, tutarsız ve kimi zaman bütünüyle keyfî bir karakter kazanmasıdır. Bir makalenin hangi gerekçelerle reddedildiği, hangi bilimsel ölçütler üzerinden değerlendirildiği ve ret kararının ne ölçüde uzmanlık temelli olduğu her zaman açık değildir. “Desk rejection” olarak adlandırılan editoryal ön değerlendirme aşamasında dahi yazarların karşılaştığı gerekçesiz veya yeterince temellendirilmemiş ret kararları, akademik yayıncılığın güvenilirliğini tartışmalı hâle getirmektedir.
Daha da düşündürücü olan, hakem değerlendirmesinde reddedilen çalışmaların daha sonra aynı dergide veya başka platformlarda yayımlanabildiğine ilişkin akademik çevrelerde dile getirilen örneklerdir.
Elbette bir makalenin revizyon sonrasında yeniden değerlendirilerek yayımlanması başlı başına bir çelişki değildir. Ancak benzer nitelikteki çalışmalar arasında hangi ölçütlerin uygulandığı açıklanamıyor, kararların gerekçeleri tutarlılık göstermiyor ve editoryal süreçler denetlenebilir olmaktan uzaklaşıyorsa burada artık yalnızca editoryal takdirden değil, sistematik bir güven probleminden söz etmek gerekir.
Bir diğer önemli mesele, makale kabul ve başvuru takvimlerinin yönetilme biçimidir. TR Dizin kapsamındaki dergilerin bir bölümünde makale kabul süreçlerinin önceden ilan edilmiş, düzenli ve öngörülebilir takvimler yerine son derece kısa süreli başvuru pencereleri üzerinden yürütüldüğüne ilişkin ciddi eleştiriler bulunmaktadır.
Kimi zaman başvuruların birkaç dakika içerisinde açılıp kapanması, akademik çevrelerin yalnızca belirli kesimlerinin bu duyurulardan zamanında haberdar olabildiği yönündeki şüpheleri güçlendirmektedir. Böyle bir ortamda akademik rekabetin eşit koşullarda gerçekleştiğinden söz etmek ne kadar mümkündür?
Bir derginin makale kabul sürecine erişim, bilimsel çalışmanın niteliğinden önce duyuruya erişim hızına, kişisel bağlantılara veya belirli akademik çevrelerle kurulan ilişkilere bağlı hâle geliyorsa burada bilimsel yayıncılık ilkesinden ciddi bir uzaklaşma söz konusudur.
Bilimsel rekabet, herkesin aynı koşullarda başvurabildiği, benzer değerlendirme standartlarına tabi tutulduğu ve sonuçların gerekçelendirilebildiği bir zeminde anlam kazanır. Aksi takdirde yayıncılık, bilimsel üretimin niteliğini ölçen bir mekanizma olmaktan çıkarak sınırlı erişim imkânlarının ve editoryal ilişkilerin belirleyici olduğu kapalı bir dolaşım ağına dönüşür. Üstelik bu durum yalnızca makale yayımlamak isteyen araştırmacıları değil, akademik yükselme süreçlerinin bütününü etkiler. Zira belirli indekslerde yayımlanmış makalelerin akademik kariyer bakımından taşıdığı ağırlık arttıkça, bu dergilere erişimdeki eşitsizlik de doğrudan akademik fırsat eşitsizliğine dönüşmektedir.
Hakemlik sisteminin işleyişi de benzer bir yapısal soruna işaret etmektedir. Bir tarafta uzmanlık alanıyla doğrudan ilişkili olmayan hakemlere gönderilen çalışmalar, diğer tarafta bilimsel yeterliliği ve alan uzmanlığı tartışmalı değerlendirmelerle karşı karşıya kalan araştırmacılar bulunmaktadır. Hakem seçiminin bilimsel uzmanlık, yayın geçmişi ve konuya ilişkin yetkinlik üzerinden yapılması gerekirken, kimi süreçlerde bu ölçütlerin yeterince gözetilmediği izlenimi oluşmaktadır. Dahası, akademik sorumluluğunu titizlikle yerine getiren, zamanında ve nitelikli raporlar hazırlayan belirli akademisyenlerin sürekli hakemlik yükü altında bırakılması da sistemin bir başka adaletsizliğidir. Bilimsel yayıncılığın görünmeyen emeği, aynı araştırmacıların omuzlarına yüklenirken bu emeğin dağılımı, tanınması ve karşılığının verilmesi konusunda yeterli bir kurumsal yaklaşımın bulunmaması ciddi bir sorundur.
Hakemlik, akademik dayanışmanın ve bilimsel sorumluluğun bir parçasıdır; ancak bu sorumluluk belirli kişilerin üzerinde yoğunlaşan karşılıksız ve süreklilik kazanmış bir iş yüküne dönüştürülmemelidir.
Bütün bunların ötesinde, belki de en temel mesele, TR Dizin’in uluslararasılaşma hedefiyle kurduğu ilişkinin sorgulanması gerekliliğidir. Bir indeksin uluslararası akademik yayıncılık sisteminde görünürlük kazanması, yalnızca belirli teknik kriterleri karşılamasıyla mümkün değildir. Uluslararasılaşma, dergilerin ulusal akademik çevrelerin dışına açılmasını, farklı ülkelerden araştırmacılara erişilebilir olmasını, uluslararası editoryal ve hakemlik ağları geliştirmesini, farklı akademik geleneklerle etkileşim kurmasını ve küresel bilimsel tartışmalara katkı sunmasını gerektirir.
Yalnızca Türkiye’deki akademisyenlerin birbirlerine yazdığı, birbirlerini değerlendirdiği ve yine ağırlıklı olarak ulusal akademik dolaşım içerisinde görünürlük kazanan yayınların bir araya geldiği bir sistemin uluslararası indeks olma iddiası, kendi başına yeterli değildir.
Uluslararasılaşma, derginin adının veya indeksin kapsamının sınırları aşmasıyla değil, bilimsel dolaşımın gerçekten sınırları aşmasıyla gerçekleşir. Dışarıya kapalı, yazar havuzu büyük ölçüde ulusal akademik çevrelerden oluşan, editoryal yapısı uluslararası çeşitlilik göstermeyen ve küresel akademik tartışmalarla sınırlı ilişki kuran bir yayıncılık modelinin uluslararası indekslere yönelme iddiası, yapısal bir çelişki taşımaktadır. Burada sorulması gereken soru şudur: Uluslararası akademik yayıncılık standartlarına ulaşmak mı hedeflenmektedir, yoksa ulusal akademik yükselme sisteminin ihtiyaçlarını karşılayan bir yayın havuzunu daha geniş bir indeksleme kategorisine taşımak mı?
Bu tartışmanın bir başka boyutu da akademik yükselmenin niceliksel göstergelere indirgenmesidir. Bir akademisyenin bilimsel yetkinliğini, düşünsel üretimini, özgün katkısını ve uluslararası akademik dolaşımdaki yerini birkaç indeks kategorisine yerleştirilmiş yayın sayısıyla ölçmek, akademik değerlendirmenin doğasına ilişkin daha geniş bir sorunu ortaya koymaktadır. Bir indeksin kurumsal olarak tanınması, o indeks kapsamındaki bütün dergilerin editoryal pratiklerinin eşit ölçüde nitelikli, şeffaf ve adil olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla indeks statüsünün kendisi, bilimsel kalitenin otomatik teminatı olarak görülmemelidir. İndeksleme, değerlendirme için bir araçtır; akademik liyakatin yerine geçebilecek mutlak bir ölçüt değildir.
Asıl tehlike, adaletsizliğin istisna olmaktan çıkıp akademik sistemin olağan işleyişi olarak kabul görmesidir. Çünkü böyle bir düzende bilimsel niteliği yüksek bir makalenin yayımlanması, yalnızca araştırmacının emeğine ve çalışmasının özgünlüğüne bağlı kalmaz. Doğru dergiye, doğru zamanda, doğru başvuru penceresinde ve doğru editoryal değerlendirme mekanizması üzerinden ulaşmak da belirleyici hâle gelir. Bu ise akademik liyakat ile akademik fırsat arasındaki bağı koparır. Çalışan, üreten ve bilimsel sorumluluğunu yerine getiren araştırmacıların sistem karşısında dezavantajlı duruma düşmesi, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, akademik kurumların meşruiyetini aşındıran yapısal bir sorundur.
Bu nedenle artık TR Dizin’in kapsamını genişletmekten, dergi sayısını artırmaktan veya indeksleme kriterlerini biçimsel olarak güncellemekten daha fazlasını konuşmak zorundayız.
Öncelikle dergilerin makale kabul takvimleri önceden ilan edilmeli; başvuru pencereleri herkes için eşit erişilebilir olmalı; editoryal ret kararları gerekçeli ve denetlenebilir hâle getirilmeli; hakem atamaları alan uzmanlığına dayandırılmalı; hakemlik yükü adil biçimde dağıtılmalı ve editoryal süreçlerin şeffaflığı düzenli olarak denetlenmelidir.
Ayrıca uluslararasılaşma hedefi, yalnızca bir temenni olarak kalmamalı; yabancı yazar ve hakem katılımı, uluslararası editoryal çeşitlilik, dilsel erişilebilirlik ve küresel akademik dolaşım gibi somut göstergelerle desteklenmelidir.
Sonuç olarak mesele, TR Dizin’in akademik sistemdeki varlığını sorgulamak değil, bu sistemin hangi bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda işlediğini sorgulamaktır. Bir indeks, akademik yükselmenin merkezine yerleştiriliyorsa, o indeksin kapsadığı yayıncılık pratikleri de aynı ölçüde yüksek şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarına tabi olmalıdır. Aksi takdirde bilimsel kaliteyi güvence altına alması beklenen mekanizma, akademik yükselmenin önündeki yeni bir eşitsizlik alanına dönüşür.
Bilimsel liyakat, erişimi tesadüfe, kabulü ilişkilere, reddi gerekçesiz kararlara ve yükselmeyi kapalı akademik ağlara bırakamaz.
Akademik yayıncılık, belirli çevrelerin birbirine alan açtığı bir dolaşım sistemi değil, bilimsel düşüncenin özgür, eşit ve evrensel ölçütlerle değerlendirildiği kamusal bir alandır.
Bu ilkeler güvence altına alınmadan TR Dizin’in uluslararasılaşmasından söz etmek, bilimsel yayıncılığın gerçek sorunlarını çözmek yerine onları indeksleme kategorilerinin arkasına gizlemekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.


No Comments