|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Editörlüğünü yürüttüğüm akademik dergilerde ve değerlendirme süreçlerine katkı sunduğum konferans ile kitap projelerinde edindiğim deneyimler, beni giderek daha belirgin hâle gelen bir gerçekle yüzleştirdi: Akademik yayıncılığın en büyük sorunlarından biri artık nitelikli çalışma eksikliği değil, nitelikli hakem eksikliğidir. Daha doğrusu, alanında yetkin akademisyenlerin hakemlik davetlerini giderek daha sık geri çevirmesidir. İlk bakışta bireysel bir tercih gibi görünen bu durum, aslında bilimsel iletişimin en temel mekanizmalarından birini sessizce aşındırmaktadır.
Akademik hakemlik, bilimsel üretimin niteliğini güvence altına alan en önemli mekanizmadır. Saygın dergilerin uluslararası görünürlüğe ve akademik itibara ulaşmasının temelinde, çoğu zaman adı dahi bilinmeyen hakemlerin özverili emeği bulunmaktadır.
Bir makaleyi değerlendirmek zaman alıcı olabilir; çoğu zaman akademik performans sistemlerinde yeterince karşılığı da yoktur. Ancak bir araştırmanın yayımlanmadan önce geliştirilmesi, eksiklerinin giderilmesi ve bilim dünyasına güvenilir bir katkı hâline gelmesi büyük ölçüde hakemin bilgi birikimi ve akademik sorumluluk anlayışı sayesinde mümkün olur.
Ne yazık ki son yıllarda hakemlik davetlerinin sistematik biçimde reddedildiğine giderek daha fazla tanıklık ediyoruz. Bunun doğal sonucu olarak editörler, çalışmaları değerlendirecek yeni isimler bulmakta zorlanıyor; süreçler uzuyor ve hakemlik yükü aynı dar akademisyen grubunun üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu tablo yalnızca editöryal süreçleri yavaşlatmıyor; kör hakemlik sisteminin temel ilkelerini de zedeliyor. Çünkü yeterli sayıda uzman hakemin sürece katılmadığı bir ortamda, değerlendirmeler giderek daha sınırlı bir çevre tarafından yürütülmeye başlanıyor.
Bu durum ise çeşitliliği azaltıyor, tarafsızlığı zayıflatıyor ve zamanla belirli çevreler etrafında şekillenen “kendine has” hakemlik pratiklerinin oluşmasına zemin hazırlıyor.
Bugün bu sorun, yapay zekâ destekli akademik yazım araçlarının hızla yaygınlaştığı bir dönemde çok daha kritik bir hâl almıştır. Yapay zekâ, akademik metinlerin dilini ve biçimini oldukça başarılı bir şekilde üretebilmektedir. Ancak bilimsel değeri belirleyen unsur, yalnızca akıcı bir anlatım değildir. Kuramsal derinlik, yöntemsel tutarlılık, alan yazınına hâkimiyet ve özgün katkı ancak ilgili disiplinin uzmanları tarafından değerlendirilebilir.
Uzman hakemlerin değerlendirme davetlerini reddettiği her durumda, çalışmaların konuya yeterince hâkim olmayan kişilere yönlendirilme ihtimali artmaktadır. Böyle bir tablo, yalnızca hatalı değerlendirmeleri çoğaltmaz; aynı zamanda bilimsel kalite güvencesini de zayıflatır.
Bu nedenle yaşanan sorun, yalnızca bir “hakem bulma” meselesi değildir. Bu durum, uzun vadede akademik bozulmaya dönüşebilecek yapısal bir krizdir. Alan uzmanlarının değerlendirmediği çalışmaların uygun olmayan hakemler tarafından incelenmesi; yöntemsel eksikliklerin, kuramsal hataların ve bilimsel yetersizliklerin yayın süreçlerinden geçmesine neden olabilir. Akademik standartların korunamadığı bir ortamda ise nicelik artarken nitelik geriler.
Türkiye’de özellikle dergi, konferans ve kitap bölümü değerlendirme süreçlerinde karşılaşılan hakemlik sorunları bu krizin somut göstergeleridir. Çok sayıda editör benzer güçlükleri yaşamakta; aynı isimlere defalarca hakemlik daveti göndermek zorunda kalmaktadır. Buna karşılık pek çok alan uzmanı hakemlik sürecine katkı sunmamaktadır. Sonuç olarak değerlendirmeler, her zaman ilgili çalışma alanının en yetkin uzmanlarına ulaşamamakta; bu da liyakate dayalı bilimsel değerlendirme kültürünü zedelemektedir. Uzun vadede bu durum, sağlıklı bir akademik gelişimden ziyade çarpık bir akademikleşme sürecini besleme riski taşımaktadır.
Hakemlik, çoğu zaman görünmeyen bir emektir. Adı kapakta yer almaz, atıf almaz, akademik teşvik sistemlerinde çoğu zaman hak ettiği değeri bulamaz.
Buna rağmen bilimsel yayıncılığın omurgasını oluşturan temel unsur yine hakemliktir. Hakemlik, bir makaleyi reddetme ya da kabul etme yetkisi değil; bilimi daha doğru, daha güçlü ve daha güvenilir hâle getirme sorumluluğudur. Her yapıcı değerlendirme, yalnızca bir yazıyı değil, aynı zamanda bir araştırmacıyı da geliştirir.
Akademik topluluğun bugün yeniden hatırlaması gereken en önemli gerçek şudur: Bilim yalnızca makale yazarak ilerlemez; birbirimizin çalışmalarını özenle değerlendirerek de ilerler.
Eğer hakemliği akademik yaşamın angaryası olarak görmeye devam edersek, gelecekte yalnızca değerlendirme süreçlerini değil, bilimsel güvenilirliği de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Hakemlik bir yük değildir; akademinin vicdanıdır. O vicdan zayıfladığında, yalnızca dergiler değil, bilimin kendisi de güç kaybeder.
Elbette ki hakemlik sürecinin sağlıklı işlemesi yalnızca hakemlerin özverisine bağlı değildir; editörlerin de bu emeğe sahip çıkması gerekir. Nitelikli bir hakem raporu, yalnızca karar vermeyi kolaylaştıran teknik bir belge değil, bilimsel niteliği yükselten entelektüel bir katkıdır. Bu nedenle editörler, hakemlerin titizlikle hazırladığı değerlendirmeleri dikkatle okumalı, önerilerini ciddiyetle ele almalı ve karar süreçlerinde bu bilimsel emeği görünür kılmalıdır.
Elbette editöryal bağımsızlık esastır ve nihai karar editöre aittir; ancak hakem görüşlerini yeterince değerlendirmeden verilen kararlar, hakemlik kurumunun değerini zayıflatmakta ve zamanla hakemlerin motivasyonunu da olumsuz etkilemektedir.
Bilimsel yayıncılık, yazar, hakem ve editör arasında karşılıklı güvene ve ortak sorumluluk bilincine dayanan bir ekosistemdir. Bu ekosistemin herhangi bir unsurunun emeğinin değersizleştirilmesi, yalnızca bireysel motivasyonu değil, yayıncılığın bütününü olumsuz etkiler.


No Comments